Algılama

APH-2224

Tanımlanamayan Varlıkların Algılanması Üzerine

Algıladığımız şeyleri tanımlayabiliriz. Bu, tanımlayamadığımız şeyleri algılamadığımız anlamına gelmez.

Giriş pertürbasyonu (karmaşıklığı) çok küçükse, işitemeyiz, göremeyiz vs. ama varlığı tanımlayabiliriz.

Örneğin bir orkestrada keman bölümündeki her kemancının tam olarak aynı rengi, perdeyi yani sesi çalması mümkün değildir.

Biz dinleyicinin her icracının farklı sesini duyması mümkün değildir ama onun yerine tek bir kemanın zayıf sesi yerine keman bölümünün zengin, derin sesini duyarız.

Keman bölümündeki ufacık farklılıkları bir duygu, bir sıcaklık, bir zenginlik ve derinlik olarak algılıyoruz.

Bilişsel olarak değil, duygusal olarak tanımlanamayan küçük değişiklikleri algılarız.

Müzik performanslarında sıklıkla küçük değişikliklerin kullanılmasının nedeni bu olabilir. Buradaki anahtar, değişikliği yapmaktır, zar zor duyulabilecek, ancak duygusal olarak algılanabilecek olsa da tanımlanamayacak veya fark edilemeyecek şekilde geçici bir tempo değişikliği gibi.

Tanımlanamayan varlıklar, yalnızca çok küçük değerleri değil, aynı zamanda ölçülemeyen sürekli nicelikleri de içerir. Bu, ısı, ışık vb. fiziksel değerlerin algılanmasından risk, dostluk vb. sosyal değerlere kadar değişir.

Diller, bu varlıkları tanımlamak için sıcak, soğuk, çok sıcak, parlak vb. veya tehlikeli, gerçek arkadaş vb. sözcükleri içerir. Dikkat edilirse, bunların hepsinin duyguyla ilgili kelimeler veya kavramlar olduğu fark edilebilir. Bir varlığın tanımlanamamasının nedeni, algının kipliği (tarzı) ile ilgili olabilir.

Herhangi bir görsel girdiyi nicel olarak tanımlayamıyoruz. Bir şeyi ilk defa gördüğümüzde tanımlayamayız.

Renk, ton, parlaklık vb. ışık özelliklerinin tümü ölçülemeyen sürekli değerlerdir.

Bunları objektif olarak tespit etmek imkansızdır.

İlgili anlamsal bellek, tanımlanmayan bir görünümü hatırlayamaz.

Bir görüşü ancak tekrar gördüğümüzde hatırlayabiliriz. Başka bir deyişle, bir görünümü ancak epizodik (günlük olaylar) bellekte bir olayın parçası olarak kaydedilmişse hatırlayabiliriz.

İşitsel modalitenin görsel modalite ile bazı benzerlikleri vardır. Tını, gürlük, tempo vb. birçok parametre perde dışında sürekli tanımlanamayan değerlerdir. Enstrümantal müzik çoğunlukla epizodik belleğe gidemez. Dinleyicinin, hatırlanan öğeler ve tazelik arasında bir denge oluşturan müzik parçası boyunca kayan bir dikkat penceresi vardır.

Parçanın bütünlüğü, ilk malzemede küçük veya tanımlanamayan değişiklikler yapılarak sağlanır.

Dinleyici bunu bilişsel değil, duygusal olarak algılayabilir.

Müziğin kelimelerin ifade edemediği şeyleri ifade etmesinin nedeni budur.

Müzik, kimliği belirsiz varlıkların uyandırdığı duygularla kalbe dokunur.

On the Perception of Unidentified Entities

Ali Rıza Saral - https://largesystems-atc.blogspot.com/

 

Nörologlar açısından müzisyenler, beyin gelişimi ve plastisitesini (uyarlanabilirlik) gözlemleyebilmek açısından ideal bir denek gurubu oluşturmaktadırlar; çünkü gerek performans gerekse yaratıcılık açısından müzik çok farklı algı ve özellikler gerektirdiği gibi, insan türünün en eski ve en temel sosyo-bilişsel (socio-cognitive) alanlarından biridir.

Gottfried Schlaug MD, PhD;

The brain of musicians. 2001: 281-299.

 

Merve Yiğitcan’ın 28 Aralık 2021 tarihli Dünya’da yer alan haberinde, dövizli maaş teklifiyle ağırlıklı mühendis ve yazılımcıların yurt dışı şirketlerinde çalışmak için göç ettikleri bilgisi yer alıyor. Eğitimli yurt dışına göç konusundaki haberlerde doktorlar, mühendisler ilk sırada yer alıyorlar.

TÜİK’e göre 2019 yılında Türkiye’den 677 bin 42 kişi yurt dışına göç etti.

Göçte yer alan meslek grubunun başında yazılımcıların yanında doktorlar yer alıyor. 2021’in 9 ayında BBC’nin haberine göre gittikleri ülkeler İsveç, Almanya ve ABD.

2019 yılında İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının yüzde 52.6’sı, Alman Lisesi mezunlarının yüzde 94‘ü, Galatasaray Lisesi mezunlarının yüzde 32’si, Almanya, Fransa ve ABD üniversitelerini tercih ederek yurt dışına gitti.

Osman AROLAT - Yurt dışına beyin göçü hızlanıyor

28 Aralık 2021 Salı - Dünya

 

Türkiye'nin, özellikle son yıllarda öğrenci sayısı açısından artık Avrupa Yükseköğretim Alanı'nın önde gelen ülkelerinden bir haline gelmesi, başta yükseköğretim kurumları olmak üzere süreçteki tüm eğitim kurumlarının UNESCO araştırmaları ile belgelenmiş olan dünya sıralamasındaki gerilemenin yarattığı kolaycılık ve bazı ülke insanlarına verilen ayrıcalıklar ile ilgili stratejilerinin oluşturulması ve farklı kültürlerden gelen bu öğrencilerin “kolay” kavramı altında yönetilmesi, bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Daha da doğrusu, bu göçmenler kendi sorunlarını da beraberlerinde getirmişlerdir.

Bu sorunların ortaya çıkardığı ise, her ne kadar düşük eğitim de görmüş olsalar, Türk zekasının halen dünyadaki ününü yitirmemiş olması, yetişmiş elemanlara verilmeyen değerin dış ülkelerde mesleki yeterlilik için fazla bir yatırım yapmadan, bu zeki insanların aradaki açığı hem zaman hem de parasal olarak çok ucuz ve az bir sürede kapatacağının tartışma götürmeyecek bir gerçek olduğunu, yüzümüze vuran haberlerde görüyor, hissediyor ama kabullenemiyoruz.

Türkiye’den beyin göçü son 3 yılda çok arttı. 60’lı yıllardaki Avrupa’ya niteliksiz emek göçünden sonra şimdi de göç tarihinde ‘’nitelikli beyin göçü‘’ ile yer almaktayız. Yetişmiş beyinleri bile ayrıştırmaktan geri durmayan “Giderlerse gitsinler!” sözüne o doktorların Almanya’dan fotoğraflı mesaj göndermeleri fazla bir zaman almadı; “Giderlerse gittik..!”. Elbet konu sadece doktor konusu da değil.

Milletvekili İlhami Özcan Aygun, ASELSAN, TUSAŞ ve TÜBİTAK SAGE’de kritik projelerde çalışan 100’e yakın mühendisin son bir yılda Hollanda’daki teknoloji ve savunma şirketlerine transfer olduğunu söyledi.

Sanatın insan eğitimi üzerine olan etkisini anlatmaya hiç gerek yok. Bilen biliyor zaten.

Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet, Behzat Ay, Ali Yüce, Adnan Binyazar, Kemal Burkay, Emin Özdemir, Sami Gürel, Osman Bolulu, Mehmet Aydın, Abbas Cılga, Abdullah Özkucur, İsa Öztürk, Pakize Türkoğlu, H. Nedim Şahhüseyinoğlu, Refet Özkan.

Prof. Dr. Ali Uçan, Prof. Dr. Feridun Büyükaksoy, Prof. Dr. Nezihe Şentürk, Prof. Dr. Ayfer Kocabaş, Prof. Dr. Selahattin Yaldız, Prof. Dr. Necati Gedikli, Emin Dedeköy.

Bilmem fark ettiniz mi? O dönemde vasıfsız işçi gönderilmekteydi yurt dışına. Bu isimler ise yetenek avcıları olmuş, parlak bir zekaya, bilimsel bilgiler ile berrak bir zihinle sanat üretebilmeleri için beyinde sonsuz bir alan yaratmakla meşguldüler. Ne konser yasaklanıyor ne gösteri. Bayramlar bayram olacak şekilde kutlanmakta, gösteriler ise her sene birbiri ile yarışarak hafızalarımızda yerlerini alıyordu.

Çocuklarımız 23 Nisan’ı, gençlerimiz 19 Mayıs’ı, biz yetişkinler de 30 Ağustos ve 29 Ekim’i hep birlikte doyasıya ve büyük bir coşkuyla kutluyorduk. Hem ülkemizde hem de yurt dışında.

Dışarıya göçenleri kınayamıyorum. Son 20 seneleri onların bilimsel ve zihinsel gelişmelerine etki yapmış olmalı. Yurt dışında bu travmayı çabuk atlatacaklarına eminim. Yurt dışında da olsalar, artık biliyoruz ki, hangi ülkenin vatandaşı olursa olsunlar, yine “Türk” diye anılacaklar ve göğüslerimizi kabartacaklar.

Reality doesn't bite, rather our perception of reality bites.

Anthony J. D'Angelo, The College Blue Book

Gerçek ısırmaz, ama gerçeklik algımızı gerçekten ısırır.

www.servetbasol.com

220613