Top ve Bilim

Anadolu tüm kültürlerin beşiği vazifesini gördüğü gibi dökümcülükte de en eski olma özelliğini korumuştur. Konya Çumra yakınındaki Çatalhöyük kazısında MÖ 6000 yıllarında Anadolu'da madencilik yapıldığı tespit edilmiştir. Tokat Erbaa'daki Gümüşlük mevkiinde yapılan araştırmalarda, galerilerde MÖ 3.800 yıllarına ait ahşap kazıma ve taşıma el aletlerine rastlanmıştır. Bunun yanında Kütahya Gümüşköy - Aktepe bölgesinde de MÖ 2400 yıllarında madenciliğin çıra ışığında yapıldığı tespit edilmiştir.

İlk ateşli silâhlar 1280’lerden itibaren Çinliler tarafından kullanılmıştır.

Bu yeni silâh, 1320 ve 1330’larda Avrupa’daki meydan muharebelerinde ve kuşatmalarda ilk defa görüldü.

Osmanlılar Konstantiniyye’yi 1392, 1402 ve 1422 yıllarındaki kuşatmalarında top denediler, fakat bunlardan bir netice alamadılar; 1430’da Selânik muhasarasında ise topu başarı ile kullandılar. 1440’lardaki Osmanlı-Macar savaşları esnasında Hristiyan sahra topçuluğu ve tabur (Wagenburg) taktiğiyle de tanıştılar. Bu tarihten sonra toplar gerek muhasaralarda gerekse meydan muharebelerinde top, daha da önem kazandı.

Fatih Sultan Mehmed devri (1451-1481), top döküm teknolojisi açısında önemli gelişmelerin yaşanarak zirveye ulaştığı ve Tophane-i Amire’nin kuruluşu ile Osmanlı topçunun bir nevi kurumsallaştığı bir dönemdir.

Fatih Sultan Mehmet devrinde bronz topların ana bileşeni bakır (%90) ve kalay (%10) metali idi. O dönemde, bronzun mukavemetine zarar verebilecek bazı maddeler de bilinçli/bilinçsiz şekilde katılmaktaydı. Özelikle çinko (tutya), kurşun, arsenik, antimuan, bizmut ve diğer başka malzemeler dikkat çekmiştir. Pirinç toplarda da oran bronzda olduğu gibi %90 bakır ve %10 çinko şeklindedir. Burada çinko bronzdaki kalayın yerine geçmiştir. Fatih döneminde bronz dökümün tercih edilerek pirinç ve demir döküm yerine kullanılması dayanım ve mukavemet yönüyledir.

“Tophane'nin ‘bir rivayete göre' Bizans döneminden kalma bir yapı olup, fetihten sonra tekrar mamur hale getirildiğini; başka bir rivayete göre ise, fetihten sonra inşa edilip Osmanlı padişahları tarafından peyderpey genişletildiğini ihtiyatlı bir dille ifade eder. Ayvansarayi’nin Tophane'nin Bizans yapısı olabileceğine dair ihtiyatlı yaklaşımına asıl destek, bazı Avrupalı yazarlardan gelmekledir. Onlar, Galata surları üzerinde bulunan Tophane Kapısı’nın Cenevizliler döneminde Porta di Bombard olarak adlandırılmasının burada Cenevizlilere ait bir tophanenin bulunmasından ileri geldiğini ve Fatih'in burayı, Pera'nın teslim olduğu 30 Mayıs 1453 günü Cenevizlilerden devraldığını, dolayısı ile yeni bir bina yapmadığını ileri sürmekledirler.”

Tophane- i Amire ve Osmanlı DevletindeTop Döküm Faaliyetleri-ŞAFAK TUNÇ

Bu yıllardaki en önemli gelişme, Mühendis Saruca Bey ile Mimar Muslihiddin Hoca gibi Osmanlı mühendisleri tarafından yürütülen top döküm faaliyetlerine, o sırada Bizans'ta çalışmakta olan ancak ücretinin az olmasından dolayı mühendis Saruca Bey’e müracaat eden Macar asıllı top dökümcüsü Urban Usta'nın Osmanlı İmparatorluğu hizmetine girmesi ile yaşanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme ve genişleme dönemi olarak önemli bir bölümünde padişahlık yapan Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) eski tophaneyi yıkarak yerine daha büyük ve daha modern tophanenin kurulmasını sağlamıştır. Bu tophane ve burada yapılan döküm işlemlerinin detaylarını Evliya Çelebi’nin 1640'larda kaleme aldığı Seyahatnamesinden öğrenmek mümkün olmaktadır.

Ne yazık ki Fatih Sultan Mehmet sonrasında Osmanlı birçok alanda olduğu gibi top teknolojisine de önem vermemiş, Avrupa’yı iyi çözümleyememiş, top ve ateşli silahlarda oldukça geriye gitmişizdir.

Teknoloji, topu meydana getiren alaşımların bilimsel olarak oluşturulmasına, dayanıklık ve itme gücümün erişilecek mesafelere göre dökülmesi ya da istenilen işlevselliği kazanacak hesaplamaların yapılmasına ve son olarak da barutun hangi oranda nelerle ve nasıl karıştırılarak istenilen itme gücünün yarılmasına yönelik tüm çalışmaları kapsar. Elbette bu ürünün bir de lojistik ayağı vardır ki, o da apayrı bir bilimdir.

(1413-1482) Venedikli Robertis Valturius’un eseri, Avrupa’da topçuluk ve top dökümü ile ilgili etraflıca bilgileri ihtiva eden ve defalarca basılan çalışmasıdır. De Re Militari Libri XII adlı bu eseri muhtemelen Osmanlı topçuluğuna da etki etmiştir. (1417-1468) Rimini Lordu S. Padolfo Malatesta danışmanı ve askerî teknisyeni Valturius’un askerî manevralar ve silâhlar üzerine telif ettiği söz konusu eserin bir nüshasını 1463 yılında ateşli silâhlar ve askerî teknoloji konusuna ilgi duyan Fatih Sultan Mehmed’e göndermiştir. Bu kopya halen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

1465 yılında Giorgio Martini’nin sivil ve askerî mimari konusunda yazdığı eserinde, top için kullanılacak barut terkipleriyle ilgili çeşitli top çizimleri bulunmaktadır.

1508-1524 yılları arasın-da Roma’da bulunmuş olan İsveçli Peder Manson, Stridhs-Konsth adlı bir eser yazarak burada barut hazırlanması ve patlayıcı yapılması konularında bilgiler verilmiştir.

(d.1559) Nicolo Tartaglia, Avrupa’da konuyla ilgili eser telif eden İtalyan İspanyol Diego Ufano (XVII. yüzyıl), Alman Joseph Furtenbach (ö.1667), Polanyalı Casimir Siemienowitz ile Athanasius Kircher gibi isimleri zikretmek yerinde olacaktır. Meşhur ressam Leonardo da Vinci (1452-1519) de, silâhlar konusundaki pratik bilgisiyle tanınan birisidir. Onun özellikle bronz top dökümü konusundaki düzenekleri çok meşhurdur.

1575 yılında Şam doğumlu Osmanlı bilgini Baş Müneccim Takiyüddin tarafından (Dar-ü'r Rasad-ül Cedid), olarak anılan ve İstanbul'da Tophane sırtlarında kurulan gözlemevi, 11 Eylül 1577'den itibaren İstanbul'un gökyüzünde bir ay kadar görünen kuyruklu yıldızı da izlemiş ve bu olay rasathanenin ilk bilimsel çalışmaları arasında yerini almıştı. Şeyhülislâm Ahmet Şemseddin Efendi'nin saray kadınlarının da desteğini alıp Sultana mektup yazarak (Meleklerin etekleri altına bakıyor olmaları nedeniyle.!) verdiği fetva sonucu bu rasathane, 21 Ocak 1579 günü Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından top ateşiyle yıkılmıştır. Böylece bir bilimsel hamle daha engellenmişti. O dönemde ise Avrupa, bilimsel çalışmalara ağırlık vermekteydi.

1600'lü yıllardan sonra Avrupa'da yaygınlaşmaya başlayan demir metalürjisi, dövme yolu ile çelik üretimi ve dökümcülük çok hızlı bir gelişim göstermişti.

1630 yılında İngiliz David Ramsey "Sert Demirinin Yumuşatılması" adlı bir patentin sahibi olmuştur.

1720’li yıllarda ise ünlü Fransız Bilim adamı ve Metalürjist olan R.A.F Reamur, temper (maleabl) dökme demirin öncüsü olmuştur.

1770 yılında James Watt tarafından kullanılan buhar makinesi aslında Heron (MS 10 – 70) tarafından icat edilmiş, hava basıncı ve buharla çalışan ve “aeolipile” olarak isimlendirilen ilk buhar türbinidir. Özellikle Orta Avrupa topluluklarında bu buluşun geliştirilerek uygulanması, sanayi devriminin öncüsü olmuştu.

1755 yılında Fransa elçisine tercüman olarak Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Baron François de Tott’un, tophanenin ıslah edilmesinde büyük katkısı olmuştur. 1773 yılında Hendesehâne’nin (1806 tarihli Mühendishâne Kanunu ile Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn adını almıştır.) kurulmasına ön ayak olmuştur.

1751-1777 yılları arasında Amsterdam ve Paris’te neşredilen D. Diderot’nun J. le R. d’Alembert’in birlikte hazırladığı ve kısaca Encyclopédie olarak tanınan, ‘Encyclopédie ou dictionnaire raisonné des sciences des arts et des métiers’dir. 17 esas ve 4 ek ciltten oluşan bir eserdir.

1835 yılında ölen hoca İshak Efendi’nin 127 sayfa metne ve 60 sayfa teknik resim çizimine sahip Teknik Kitabında, tamamı top dökümüne ait yakın çağın teknolojik çalışmaları bulunmaktadır. Sonradan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) olarak eğitime devam edecek Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’da baş hocalık yapmış ve modern döküm ve sanayi konularında ders vermiştir. Bugün bu kitabın bir nüshası Askeri Müze koleksiyonunda bulunmaktadır.

1850'lerde Bessemer-Thomas konverterleri, ardından da Siemens-Martin yöntemi ve elektrik ark fırınları sayesinde ham demirden veya hurdadan, doğrudan doğruya çelik üretimine olanak sağlayarak metalürji ve döküm teknolojisinin yüksek seviyelere ulaşmasını sağlamıştır.

Diderot’nun Encyclopédie’sini İstanbul’a ilk defa getiren muhtemelen Baron de Tott olmuştur. XVIII. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’a gelen ve bir müddet Osmanlı Devleti hizmetinde çalışan de Tott, Padişah III. Mustafa’nın isteği üzerine Hasköy Tophanesi’ni kurmuş, Diderot’nun Encyclopédie adlı eserinden yararlanarak yeni tophaneyi tasarlamış ve yeni sistemde toplar dökmüştür.

“Avrupa'daki hızlı gelişme dönemine karşın Osmanlı’da ilerleme daha yavaş olmuştur. Bir taraftan Ergani bakır madenleri çalıştırılmaya başlanmış diğer taraftan demir malzeme üretimine geçilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda demir madenleri, demir cevherinin bulunduğu bölgelerdeki yerel demirciler tarafından işlenmekte ve o günkü teknolojiye bağlı olarak dövme demir ve sertleştirilmiş çelik malzemelerin üretiminin yapıldığı bilinmektedir. Demir madenlerinde devlet tarafından ayrıca bir nazır bulundurup, devletin ihtiyacı olan demir malzemelerinin, ücreti ödenerek satın alınması yolu izlenmekteydi. Bilhassa demir madenlerinde Tophane'de dökülen büyük boyutlu toplarda kullanılacak demir gülleler, nazır nezaretinde demir madenlerinde dökülür ve gerekli yerlere gönderilirdi.”

https://tudoksad.org.tr/dokum-tarihi

Mühendishanelerin açılmasının getirdiği talebin de etkisiyle, silâhlar ve topçuluk konusunda yazılan eserler artmaya başlamıştır. Mühendishanelerdeki derslerde okutulacak kitaplar, Mühendishane baş hocaları veya diğer hocalar tarafından tercüme veya telif yoluyla meydana getirilmiştir.

Silâh tarihi konusunda yapılan bu çalışmalardan başka zikredilmesi uygun olan bir diğer konu da barut ve baruthaneler üzerinedir.

Osmanlı Askerî Teknoloji Tarihi: Ateşli Silâhlar Jan 2004 - Salim Ayduz

Konstantiniyye'nin fethedildiği yılda (1453), binlerce yıl süren tarım toplumu dönemi henüz sonlanmamıştı. O dönemdeki mühendisler için en önemli zorluk bu malzemeleri şekillendirmek ve işlemekti. Sonra Rönesans güdümlü, yüzlerce yıl süren sanayi devrimi başladı. Termokimya ve polimer kimyanın gelişmesi insan yapımı malzemelerin çıkmasını sağlamış bu da bilgi çağını başlatmıştı. Bunu da onlarca yıllık segmentlere sahip bilişim devrimi (Bilgi Çağı) izledi.

Avrupa’nın en iyi toplarını üreten Osmanlı bilimden uzaklaştıkça, bırakın topu, piştov tarzı ufak silahları bile dışarıdan almaya başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet Dönemi Topları ve Değişen Üretim Paradigması - Fevzi Yılmaz

“Yüksek hızlı tren, kuşların göç yolları üzerinde ve bu toplu ölümlere neden oluyor."

TCDD, kuşların “zamanla yolunu değiştireceğini” iddia ediyor.

“Dünyanın en yoğun göç yollarından biri olan İstanbul Havalimanı üzerinden göç eden kuşlar için bu küresel kıyım anlamına geliyor”.

Limak Holding; “Sinyaller yoluyla kuşların göç rotalarını değiştirileceğini ve kuşları eğiterek farklı alanlara yönlendireceklerini” açıklıyor.

“Macaristan’dan bir usta getirip top döktüren Osmanlı ustadan uzmana, uzmandan mühendislik eğitimine bir türlü geçemiyor. Batıda ise bilimsel düşünce sadece devletin değil, sivil hayatın da her alanına yayıldı.

Öğretmen - Y.Özdil”

www.servetbasol.com

221226