İyilik iyidir.!

Barış, sevgi ve adalet neden yok?

Bunun nedeni iki tür insandan kaynaklanıyor.

Birisi din adamlarından, diğeri de politikacılar yüzünden.

Çünkü din adamları vaat ettiklerini yaşamıyorlar, politikacılar da vaat ettiklerini yerine getirmiyorlar.

Bunu bir örnek ile açıklarsam;

Adamın birini almışlar, cennete götürmüşler.

Bakmış ki her şey çok güzel, melekler hizmet ediyor.

Ademoğlu meleğe sormuş; "Siz burada ne satıyorsunuz?"

Melek cevaplamış; "Biz burada sevgi, barış, merhamet ve adalet satıyoruz!".

Ademoğlu heyecanlanmış ve sormuş; "Bunlardan Dünyada azaldı, ben alıp götürebilir miyim?"

Melek cevaplamış; "İstediğin kadar alabilirsin."

Ademoğlu hemen siparişini vermiş; "Bana 500.000 ton adalet, 200.000 ton sevgi, merhamet... " ve tonlarca sipariş vermiş hepsinden.

Melek demiş ki; "Bekle." ve uzaklaşmış.

Adam melek uzaklaşınca düşünmüş;

"Ben heyecanlandım, dünyada eksikliğini görünce tonlarca sipariş verdim, güzel de nasıl taşıyacağım bunları? Tüm bunları düşünüp kaygılanırken melek elinde küçücük bir para kesesi ile çıkagelmiş.

Keseyi tezgahın üzerine bırakıp "Buyur siparişlerini" der.

Adam şaşırır. Bir meleğe bir de torbaya bakar! "İyi ama" der, "ben tonlarca sevgi, tonlarca merhamet, tonlarca adalet siparişi verdim, sen ise bana küçücük bir kese getiriyorsun!"

Melek güler ve der ki;

"Biz senin istediklerinin tohumlarını burada satıyoruz. Onları alır, yüreğine ekersen, orada tonlarca olur.!"

Politikacılar meydanlarda, meclislerde çok güzel şeyler söylüyorlar.

Din adamları camilerde, kiliselerde çok güzel şeyler söylüyorlar.

Hala dünya güzelleşmemişse, böyle din adamlarını, böyle politikacıları uzaklaştırmamız lazım.

Görevini yapan, verimli olan ve dünyayı güzelleştirecek olan insan ve yüreklere ihtiyacımız var.

Bunun için sağlam zihinli insanlara ihtiyaç var ama sağlam zihin yetmez sadece.

Sevgi dolu bir yürek de onunla birlikte olmalı. Sevgi yoksa zalimlik olur.

Yasayı uygulayacak olan bir kişi eğer seven bir yüreğe sahip değilse, adaletsiz olur.

"Gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Rabbi sevemez!"

Allah'a giden yol havradan, kiliseden, camiden, namazdan, oruçtan geçmiyor.

Başka bir insanın yüreğinden geçiyor. Onun acılarına ortak olmak, onun gözyaşını silmekten geçiyor.

Peder Zaben Bıçakçı.

 

Tatlı bir yalan söylersen,

10 kişi seni alkışlar

Acı bir gerçeği söylersen,

8 kişi sana saldırır ama

2 kişi sorgulamaya başlar.

O iki kişiye selam olsun.

Bertrand Russell.

 

Bir dondurmalı pastanın bugünkünden çok daha ucuza mal olduğu günlerde, on yaşında bir çocuk bir otelin kafeteryasına girip bir masaya oturur. Garson, önündeki masaya bir bardak su koyarken çocuk ona sorar:

"Bir pastalı dondurma ne kadar?"

"Elli sent", diye yanıtlar garson.

Küçük çocuk cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp avucundaki bozuk paraları inceler ve sorar:

“Peki, sade dondurma ne kadar?

Şimdiye kadar daha fazla müşteri masalara oturmak için beklerken garson kız giderek sabırsızlanıyordu.

"Otuz beş sent," diye kabaca yanıtladı.

Küçük çocuk madeni paraları tekrar saydı ve ilan etti,

"Ben sade dondurma alacağım."

Garson dondurmayı getirip, hesabı masaya koydu.

Küçük çocuk dondurmasını yerken, garson kız müşterilerine hizmet etmeye gitmişti.

Küçük çocuk masadan kalkıp kafeden çıktıktan sonra, garson masayı toplamak için geri döndü.

Küçük çocuğun oturduğu masadaki tabağa baktı ve ağlamaya başladı.

Orada, boş tabağın yanına özenle yerleştirilmiş iki beş sent ve beş peni vardı.

Küçük çocuk dondurmalı pasta alamazdı çünkü sipariş etse, bahşiş verecek kadar parası kalmıyordu.

 

Her gün dünyayı dolaşırken, karşılaştığınız çoğu insanın harika olduğundan hiç şüphem yok.

Yine de bazı günler sinirli, kaba, adaletsiz veya terbiyesiz birkaç kişi karşınıza çıkacaktır.

Kendinize sorun, küçük çocuk gibi misiniz?

Başka birinin kötü davranışıyla karşılaştığınızda tepkinizi dizginler misiniz?

Ne sıklıkla karşılarına çıkıyorsunuz, sevgi, nezaket ve cömertlikle karşılık veriyorsunuz?

Simon & Garfunkel : El Condor Pasa (1970) şarkısındaki sözler, güç sahibi olmayı arzu eden sözler.

I'd rather be a hammer than a nail.      Çivi olmaktansa çekiç olmayı tercih ederim.

Yes I would, If I only could,                        Evet yapardım, keşke yapabilseydim

I surely would.                                               Kesinlikle yapardım.

Halbuki birileri Paul Simon'a dönüp şöyle cevap verebilmeli;

"Evet, bir gün beni bir çekiç Louvre müzesinde bir duvara çaktı.

Önce çok acı çektim ve üzüldüm

Keşke çivi değil çekiç olsa idim dedim, ağladım durdum...

Ama sonra bana Mona Lisa'yı astılar

Ne kadar da önemli olduğumu hissettim ve hep zaten bunu istemiştim diye düşündüm.

Çekiç mi ne oldu?

Kim bilir nerede ...”

Kalıcı olan iyiliktir, sevgi ve paylaşımdır.

(Yazının başlığı ise bir Alevi mezar taşından alınmıştır.)

www.servetbasol.com

230508