Ahlak, Disiplin ve Saygı

Kişisel Gelişimin Temel Değerleri olan ahlak, disiplin ve saygı hem bireysel gelişimin hem de toplumsal düzenin temelini oluşturan üç önemli değerdir. Bu değerleri doğru anlamak ve günlük hayatta uygulamak, insanların daha bilinçli, sorumlu ve uyumlu bireyler haline gelmesini sağlar.
Ahlak: Doğru Karar Vermeyi Öğrenmek demektir. Ahlak aynı zamanda kişinin doğru ile yanlışı ayırt edebilme becerisidir. Ahlaki değerler, aileden başlayarak okulda, toplumda ve deneyimlerle şekillenir.
Bizde ise kardeşliğin, cömertliğin, yiğitliğin, fedakarlığın, doğruluğun, dürüstlüğün, kalitenin, üretimin, ahlakın, sanatın, aklın ve bilimin esas alındığı Ahilik, Ahi Evran-ı Veli tarafından 1200'lü yıllarda kurulmuştu.
Eğitici açıdan ahlak, davranışların sorumluluğunu üstlenmeyi öğretir, empati kurmayı, yani başkasının duygusunu anlayabilmeyi geliştirir, dürüstlük, adalet ve yardımseverlik gibi erdemlerin önemini hatırlatır.
Ahlaklı bir kişi, kararlarını sadece kendi çıkarlarıyla değil, başkalarının haklarını düşünerek verir.
Disiplin ise ‘Başarıya Giden Yol’ dur. Disiplin, kişinin kendini kontrol edebilmesi ve hedeflerine odaklanmasıdır. Bu değer hem eğitimde hem günlük hayatta büyük önem taşır.
Disiplin bize şunları kazandırır:
* Zaman yönetimi yapmayı, yani işleri planlı yürütmeyi öğretir.
* Sabır ve kararlılık geliştirmemizi sağlar.
* Başarıya ulaşmak için sadece istek değil, çaba ve düzen gerektiğini gösterir.
Disiplinli bir insan, karşısına çıkan zorluklara rağmen hedefine ulaşmayı bilir.
Disiplin ise okullarda en kolay ve dikkatle uygulandığında kalıcı ve kutsal bir davranış olarak öğretilebilir. Disiplin sadece kural koymak değildir; öz disiplin kazandırmak anlamına da gelir.
Okullar bunu şu şekillerde öğretir:
Düzenli ödev, proje ve çalışma alışkanlığı
Zaman yönetimi becerisi kazandırma
Sınıf içi sorumluluklar
Net ve adil sınıf kuralları
Tutarlı geri bildirim ve davranış takip sistemi
Disiplin öğretildiğinde öğrenciler planlı çalışmayı, sabretmeyi ve hedeflere odaklanmayı öğrenir.
Saygı, sağlıklı İlişkilerin anahtarı diye bilinir. Saygı aynı zamanda hem kendine hem başkalarına değer vermektir. Eğitici yönden saygı, dinlemeyi ve farklı düşüncelere açık olmayı öğretir, toplum içinde uyumlu bir şekilde yaşamayı sağlar. Her bireyin hak ve özgürlüklerinin olduğunu hatırlatır. Saygı, sadece nezaket göstermek değildir; aynı zamanda başkalarının emeğini, sınırlarını ve düşüncelerini tanımaktır. Elbette bunu yaparken aynı yaşam görüşünde olup olmadığınızın önemi yoktur çünkü saygı evrenseldir.
* Ahlak, davranışlarımızın temelini oluşturur.
* Disiplin, bu davranışların sürekliliğini sağlar.
* Saygı ise bu davranışların çevremize olumlu şekilde yansımasına yardımcı olur.
Bu üç değeri hayatımıza kattığımızda hem kişisel gelişimimiz güçlenir hem de toplum olarak daha mutlu ve düzenli bir yaşam sürdürebiliriz.
Ahlak, yalnızca teorik bilgi değil; davranışlarla pekiştirilmesi gereken bir değerdir.
Ahlak okullarda ‘Değerler eğitimi’ dersleri, dürüstlük, adalet, sorumluluk gibi kavramların örneklerle işlenmesi, öğretmenlerin rol model olması, grup çalışmaları ve iş birliği etkinlikleri, uyum ve empatiyi geliştiren rehberlik çalışmaları ile pekiştirilir. Ahlak aynı zamanda okulda kazandırıldığında öğrencilerin karar verme becerileri güçlenir.
Saygı, okullarda hem müfredatla hem okul kültürüyle öğretilebilir.
Saygıyı kazandırmak için öğrencilerin birbirini dinlemesini sağlayan tartışma etkinlikleri, farklılıklara saygı çalışmaları, sınıf içi iletişim kuralları, öğretmen ve öğrencilerin birbirine karşı tutarlı bir şekilde saygı göstermesi, empati temelli rehberlik faaliyetleri vs. gibi sosyal davranış biçimi olarak öğretilir. İster büyük ister akran, isterse küçük olsun, kimsenin sözü kesilmez ama can kulağı ile dinlenir, gerekirse not alınır ve bazı sözlerin altı çizilir. Bunun nedeni ise sıra sana geldiğinde, sen de fikrini söylerken, kimse senin de sözünü kesmeyecektir. Saygı böyle bir disiplin ve ahlak çerçevesinde öğretildiğinde okul ortamı daha güvenli, huzurlu ve adil hâle gelir. Okul sonrası bu saygı, sosyal hayata ve gide gide de meclislere taşınacaktır.
Bu üç değer okullarda öğretilebilir ve öğretilmelidir ama bunun için tek başına dersler yeterli olmaz. Okulun tüm atmosferi; öğretmen davranışları, kuralların uygulanma biçimi, öğrenci etkileşimleri ve rehberlik çalışmalarıyla desteklenmelidir. Bu değerler okulda doğru şekilde işlendiğinde öğrenciler sadece akademik değil, karakter olarak da gelişmiş bireyler hâline gelir.
Gelişmiş birey, yalnızca bilgi sahibi olan değil; duygusal, sosyal, ahlaki ve düşünsel yönleriyle dengeli bir şekilde olgunlaşmış kişidir. Başka bir ifadeyle, kendini tanıyan, kendini geliştiren ve hem kendi yaşamına hem de topluma değer katabilen bireydir.
Eleştirel ve sağlıklı düşünebilen kişiler, bilgiyi sorgular, doğruyu yanlıştan ayırır. Problemleri çözme becerisi gelişmiştir. Kendi fikirlerini (alışılmamış olsa da) oluşturabilir. Saygılı ve empatisi güçlüdür. Başkalarının duygularını anlamaya çalışır, farklı düşüncelere tahammül eder, insan ilişkilerinde nezaket ve adaleti önemser, sürekli öğrenmeye açık, yeni bilgiler edinmekten çekinmeyen, eksik olduğu noktaları geliştirmek için çaba gösterendir. Kendi hayatı için hedefler belirler ve ilerlemeye devam ederken değerlerine sahip çıkar, ahlak, disiplin ve saygı gibi temel değerlere önem verir, tutarlı ve güvenilir bir kişilik sergiler.
Tüm bu saydıklarımızın ezber ile ilişkisi yoktur. Davranışlar görgü, ahlak, saygı ve disiplin olarak bir sonraki nesle aktarılır. Eksik olan bir değerin yerini sahtesi ya da en kötüsü, istenmeyeni dolduracaktır. Bir anda kaybedilen bir değerin düzelmesi ise on yıllar sonra belki gerçekleşecektir ama giden bir daha geri gelmez. Sokrates; "Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız bir de cehaletin bedelini hesaplayın" sözü hala geçerlidir ve şimdiye kadar verdiği tahribat o kadar büyüktür ki, hala kesin bir şekilde hesaplanamamıştır.
2 Şubat 1905’te, Saint Petersburg’da, Rus asıllı filozof ve yazar Alissa Zinovievna doğdu.
Edebiyat dünyasında Ayn Rand adıyla tanınan bu isim, şu sözleriyle dikkat çekti;
"Bir gün, hiçbir şey üretmeyenlerden izin almadan bir şey yaratamayacağını fark ettiğinde;
Para akışının mal veya hizmet üretenlere değil, sadece ayrıcalıklarını kullananlara yöneldiğini gördüğünde;
Birçok kişinin çalışarak değil, yolsuzluk ve etkilerle zenginleştiğini anladığında; yasaların seni onlardan korumak yerine, onları senden koruduğunu fark ettiğinde;
Yolsuzluğun ödüllendirildiğini ve dürüstlüğün bir fedakarlık haline geldiğini keşfettiğinde,
İşte o zaman, toplumunun mahkum olduğunu tereddütsüz bir şekilde söyleyebilirsin."
Bu sözün özü ‘Ahlak, Disiplin ve Saygı, nerede ve nasıl kullanılırsa neler olur’ un tanımıdır.
İşin en zor yanı ise meşhur atasözü “Lafla peynir gemisi yürümez” in bu kavramlarda da geçerli olduğudur. Kişiler örnek olmadıkça görgü oluşmaz ve Ahlak, Disiplin ve Saygı üçlüsü sınıfta kalır.
251222