KİM BUNLAR

Hepsi
şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir
nesil…....
1950 ile
1960 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 60, en delikanlısı 80
yaşında hala 18’lik deli taylar gibi ideallerinin peşinden koşan hesapsız bir
nesil.
Hiçbirinin
altına hazır bez bağlanmamış…
Şeker
çuvalından pantolon, canik lastikten cizlaved ayakkabı giymiş…
Okulda ABD
süt tozu içirilerek beslenmiş bir garip nesil…
Hiçbirinin
renkli çocukluk resmi olmamış…
Hatta hiç
bebeklik çocukluk resmi olmamış…
Çoğunluğu
kreş, dershane, özel okul görmemiş…
Ama hepsi
profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…
Harp
görmüş, darp görmüş, baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…
Karakolda
sorgu da Filistin askısını, ceza evinde isyanla tanışmış.
En azı 5
ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…
En azı 10
ekonomik krizden nasibini almış…
Tecrübe
abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil...
Ne
yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış.
68’liler
de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu
neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile yazmıştır…
Bunlar bu
neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır ama bu neslin
istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…
1945 ve 1960
yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu yatılı okumuş, kardeşlik
ve paylaşma duygusu zirve yapmış…
Çok kitap
okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
Çoğu
simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, çay bardağı ile ayçekirdeği satarak, pazarcılık hamallık yaparak okul
harçlığını çıkarmıştır…
Ne
ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…
Kötüye ve
kötülüğe muhtaç olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamış, dik durmuş dikleşmemiş
kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…
Görevini,
sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir
acayip nesil bu 1945 ile 1960 yılları arasında doğan dinazorlar…
İyi bakın,
bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp
indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının.…
Bunlara
iyi bakın, çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların
üretimi sonlandı…
Kullanım
sureleri doldu, tedavülden kalkıyor…
Neden bu
nesil özel biliyor musunuz..?
Bu neslin
üzerinden silindir gibi devlet geçti, dozer gibi dünya milletleri geçti…
Hayat bu
nesli sınadı, ama tüketemedi. Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin
sancısını, ölümüne yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…
Dostu için
can vermeyi de elindeki son lokmayı paylaşmayı da sadakati de vefayı da bildi…
Bu nesil,
katı, aksi, deli, serttir. Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…
Bu neslin
yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük
servetidir…
Yani bu 1945
ve 1960 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir
müzelik antika nesildir…
Onun için
1945 ile 1960 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan, ana baba, amca,
dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz varsa değerini bilin..!
Çünkü
bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…
Oturun
onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar
da bulamazsınız…
(Alıntı)
Onlar
yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih
kitabıdır. Onlar internet, GSM yok iken başkalarının okumaya tenezzül etmeyip
çöp kutularına attıkları kitapları oradan alıp okuyanlardı. Bu nedenle kendileri
ayaklı kitaplık gibi olsalar da kendi meslekleri üzerine kitap üzerine kitap
yazmışlar, bilim ve gelişim için hala son güçlerine kadar gayret ile gelişmeye
katkı verme uğraşından vazgeçmemektedirler. Okumanız için ısrar eden, okunsun
diye kitap, yazı ve makale yazıp bedava dağıtanlardır.
Etrafınızda
bu gibi idealistleri gördüğünüze eminim. Şaşırmayın, yargılamayın, en zor spor
olan boşa kürek çekmeye hala devam eder gibi görünseler de bu görüntüleri ile
hala olumlu örnek olmaya devam ediyor olmaları kutlanacak bir tavır. Buna da
zaten görgü diyoruz.
Her devir
gelir ve geçer. Her ortamdan ders alan bir nesil olarak gelişime katkıda
bulunabilir siniz. İyi kötü ayrımı yapmadan iyisi ve kötüsü ile geçen bu
sürelerden yararlı dersler çıkarın. Bıraktıkları izlere bakın. Doğal olmayan
olayları, nerden çıktı bu gibi soruları anlamaya çalışmadan bıraktığı izi ve
yarattığı sonuçları inceleyin. Mutlaka ilerisi ve gelişim için yarattığı etkiyi
görün. İleriye bakarak geçmişten ders alın. İşte o zaman çıkarı ve çıkarcıları
rahatça görecek ve kıyaslayabileceksiniz. Ne ile mi? Önce kendiniz ile başlayın
kıyaslamaya, sonra çevreniz, kasabanız, şehriniz ve ülkeniz ile. Mutlaka başka
kültürler ile de kıyaslayın. Hiçbir kültür sizinkinden iyi ya da kötü değildir
ama bu kültürün içinde bulunduğu ortamı, yarattığı etkiyi ve yaşadığı ekonomiyi
de görün. Sorgulayın ve sorular sorun. Hem kendinize hem de başkalarına. Her
aldığınız yanıta “Niye?”, “Neden?”, “Nasıl?” “Niçin?” ve “Kim?” diye sorun.
Yanıtlar üzerine düşünün. Bu yanıtları yine sorgulayın.
Soru
sormayı öğretmeyen hatta yasaklayan bir eğitim, gelişmeyi engeller. Sade siz
değil, ülke geri kalır ve başkalarına önce muhtaç sonra da yem olur.
Saygı,
öğrenmek için soru sormayı gerektirir. Sessizce dinlemek değil, sessizce
düşünmek ve anlamak esastır.
İnsanlar
konuşarak anlaşır. Anlamak için ise soru sormak esastır.
Anlatılanı
sessizce dinlemek güzeldir ama soru sormadığınızda, bundan iki anlam çıkar;
Ya anlamadınız
ya da dinlemediniz.!
Sorun,
sorgulayın ve yanıtlara da soru yöneltin daha iyi anlamak ve anlaşılmak için.
260302