Yaşam ve farkındalık

“Kimseye çok bağlanmamak lazım, vakti
gelince herkes gidecek.
Yanındayken kıymet bilmek lazım, bir
gün herkes geldiği yere dönecek.
Gereksiz yere kalp kırmamak lazım,
ömür dediğin kısa, öyle gelip geçecek.
Kavgayla geçen zamana yazık, o
vakitler geri gelmeyecek.
Parayı baş tacı etmemek lazım, onurun
paranla ölçülmeyecek.
Tutumlulukla cimriliği karıştırmamak
lazım, dostların yoksa o para kimle yenecek?
Malın mülkün derdine, hayatı
kaçırmamak lazım!
Sahip olduklarını götüremezsin
yanında, senden sonra başkaları yiyecek.
En azından bir kere deli gibi aşık olmak lazım, yoksa kalp sevmeyi nasıl öğrenecek?
Hiç ağlamadıysan bir gidenin ardından,
gözlerin ıslanmayı nereden bilecek?
Güzel anılar biriktirmek lazım,
torunların senden ne dinleyecek?
Bol bol resim çektirmek lazım, yoksa o
günler nasıl yad edilecek?
İnsan dediğinin acı çekmesi lazım,
yoksa düşkünün hâlini nereden bilecek?
Şöyle okkalı bir tokat patlatmalı
hayat suratına; yoksa kim, haddini nasıl bilecek?
Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı
tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.
Önemli olan dik durmayı öğrenmektir çünkü
birileri seni itecek.
Mutlaka bir şeye inanmak lazım, kim
ruhun boşluğunu doldurabilecek?
İster Tanrı de adına ister fizik ister
felsefe; en kötü anında seni o inanç ayakta tutabilecek.
Hepsinden önce insan olduğunu
unutmamak lazım!
Bu dünya yalnız senin değil,
başkalarının da yaşam hakkı var.
Bitkiymiş, hayvanmış, havaymış,
denizmiş kucaklamak lazım; gün gelip onlar sana can verecek.
Bir de şu kalp var ya şu kalp, ona
sevmeyi öğretmek lazım!
Öğretemezsen eğer, bu evren senin
üstüne koca bir çarpı koyup geçecek...”
Candan Ünal.
“Yaşam” ve “farkındalık” aslında
birbirinden ayrı değil; biri deneyimlediğimiz akış, diğeri ise o akışı nasıl
gördüğümüz.
Yaşadıkların -ilişkiler, başarılar,
kayıplar, rutinler- seni şekillendirir. Bunlar düşünce kalıplarını, duygusal
tepkilerini ve kararlarını etkiler. Ama çoğu zaman bu etkiler otomatik olur;
yani fark etmeden aynı tepkileri tekrar ederiz.
Farkındalık devreye girdiğinde işler
değişir. Kendi düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını gözlemleyebilme
hali, sana bir “seçim alanı” açar.
Bir duyguya kapılıp gitmek yerine onu
fark edebilirsin.
Tepki vermeden önce durup
değerlendirebilirsin.
Sana iyi gelmeyen alışkanlıkları görüp
değiştirebilirsin.
Bu durum, psikolojide sıkça
ilişkilendirilen ‘mindfulness’ kavramıyla açıklanır. Mindfulness (Türkçe: bilinçli farkındalık), kişinin şu anki
anı yargılamadan, bilinçli ve dikkatli bir şekilde fark etmesi anlamına gelir. Anı
yargılamadan gözlemleme becerisidir ve stresin azalması, odaklanmanın artması
gibi etkilerle bağlantılıdır.
Hayat sana sürekli ‘ham madde’ verir;
farkındalık ise bu ham maddeyi nasıl işleyeceğini belirler. Aynı olayı yaşayan
iki insanın tamamen farklı etkilenmesinin nedeni genelde farkındalık düzeyidir.
Aynı eleştiriyi alan iki kişiden biri
hemen savunmaya geçer, diğeri ise “Bu bana ne öğretebilir?” diye düşünür. O
fark, olaydan değil, farkındalıktan gelir.
Hayat seni şekillendirir, farkındalık
ise kendini nasıl şekillendireceğini belirler. Yani kontrol sendedir, yaşam
şeklin, tavırların ve yansıttığın düşünceler, seni ve kişiliğini belirler.
Senin kişiliğini yansıtman da çevreni
belirler. Öngörülebilir olmak sosyal açıdan iyidir. Beklentileri karşılayacağın
anlamına gelir, iyi ve kötü yelpazesinde! Böylece etrafındakiler ile bir sosyal
çevre belirlemesi yapmış olursunuz.
‘Bana arkadaşını söyle, kim olduğunu
söyleyeyim’ sözü tüm bunları belirler.
Günlük hayatta çoğu insan olaylara
otomatik tepkiler verir. Farkındalık geliştiğinde, bir olay ile verdiğin tepki
arasına küçük bir ‘boşluk’ girer. Bu boşluk sayesinde artık refleks değil,
bilinçli seçim yaparsın. Bu da ilişkilerini, kararlarını ve hatta kariyerini
doğrudan etkiler.
Zihinden geçen her düşünce doğru
değildir. Farkındalık, “Ben başarısızım” gibi bir düşüncenin sadece bir düşünce
olduğunu fark etmeyi sağlar. Böylece kendini sınırlayan kalıplardan
çıkabilirsin.
Farkındalık, duyguları bastırmak
değil, onları fark edip anlamaktır. Öfke, kaygı veya üzüntü geldiğinde, bunlara
kapılmak yerine gözlemleyebilirsin. Bu da stres seviyeni düşürür ve daha
dengeli bir yaşam sağlar.
Farkındalık arttıkça, gerçekten neyin
önemli olduğunu daha net görürsün. Başkalarının beklentileri yerine kendi
değerlerine göre karar vermeye başlarsın. Bu da daha tatmin edici bir hayat
anlamına gelir.
Geçmişe takılıp kalmak veya sürekli
geleceği düşünmek yerine “şu an”a odaklanırsın. ‘Carpe diem’. Bu yaklaşım,
özellikle Bilinçli farkındalık (Mindfulness)
pratiklerinde temel bir yer tutar.
Akıl, her canlıda yeterince vardır.
Yeterince çünkü her şeyde olduğu gibi aklın da azı karar fazlası zarardır. Bunu
dengede tutabilmenin yolu duygulardan geçer. Duyguları ise dengede tutamazsınız
ama uygulamalarınızı kontrol edebilirsiniz. Dilinizi örneğin tutabilmek, büyük
bir gayret ve özen gerektirir. Yerine göre bu yetiyi öne çıkarmak da
gereklidir. İyi ya da kötü anlamda bile çok işe yarar. Uluslararası arenalarda
sözcüklerin ağırlığını ancak küçümsediğiniz birinden duyduğunuzda gocunmazsınız.
Tıpkı şu an ABD’nin başkanının konuşmaları gibi. Her sözü ve tavrı ciddi olan
birine o sözleri söyletemezsiniz. Bu da uluslararası siyasi bir oyundur.
Dünyamız değişmekte, nüfus artmakta,
uluslararası ilişkiler yeni ve alışılmadık bir yöne gitmekte. İnsanlığın değer
verdiği ve birlikte yaşamayı kolaylaştıran insani kavramlar yıpratılmakta. Öne
çıkmak için her yol geçerli görülmekte ve bu da ahlaki bir çöküntü yaratmakta.
Ahlak ise, en basit haliyle iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmemizi
sağlayan değerler ve kurallar bütünüdür. İnsanların nasıl davranması
gerektiğini belirler. Bu değerin yara alması hem düşünülemez hem de kabul
edilemez. Yine de her şey gibi tüm bu kavramların de değişime uğraması
kaçınılmazdır. Değişim ise süreklidir. Kavramlar sadece toplumsal tavır ile yön
bulur, yaşar, değişir ya da kaybolur.
Kendinizi değişime yatkın bulmaya bilirsiniz
ama aslında nasıl değiştiğinizi fark dahi edememiş olabilirsiniz. İçinizdeki
iyiliğe güvenin ve inanın.
Kalın sağlıcakla.
260511